Oleg ya da Kuşatma Altında

Oleg ya da Kuşatma Altında

Dünya ve Türkiye edebiyatından ağımıza takılanlar ve aklımıza getirdikleri…

SIRADIŞI HİKAYELER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha büyük çocuklar için

Oleg ya da Kuşatma Altındaki Şehir

Jaap Ter Haar

Çeviren: Ersel Kayaoğlu  

Jaap Ter Haar’ın imgelem dünyası İkinci Dünya Savaşı ile dolu. Aşktan söz edince savaştan söz etmeden olmaz diyerek Sen Petersburg’un Almanya tarafından işgalini bir çocuğun bakışından anlatan bu kitabı hatırladım. Savaşlar niye vardır diye düşünmek, kötülük niye vardır diye düşünmek… Herşey tersiyle anlam kazanır diye üzülmemek lazım… Kötülük olmasaydı iyiliğin, ölüm olmasaydı yaşamın bir anlamı kalmazdı, dünya sadece iyilikten ibaret olsa devinim için gerekli olan gerilimden de mahrum olurduk. (Bu düşünceyi bu kadar sarih ifade eden Ergin Özler’e sevgiler…  Çocuk edebiyatının değindiği temel gerçeklerden biri bu aslında, ama o başka bir yazının konusu…) Yine de savaş zor. Oleg ya da Kuşatma Altında’yı okurken savaşın ve kuşatmanın beraberinde getirdiği umarsızlık hissediliyor. Savaşı çocuk gözüyle anlattığı için belki satır aralarından bir soğuk el gelip yüreğinizi sıkabilir azıcık bu kitabı okurken. Savaşın açlığı, yokluğu bu kitabın konusu. Ama ayrıca aşk var. Oleg Nadya’yı seviyor. Ama o ölüyor. Fakat hikaye bunu anlatmıyor; savaşta kazanan bir taraf olmadığını, insanlık kaybederse herkesin kaybedeceğini söylüyor. Her zaman uğruna savaşılan bir şeyler var. Ama öte yandan insan hayatında çok daha minik şeyler için bir savaş var: mesela patates. Patates bulma umuduyla Alman kuşatmasının sınırına kadar giden iki arkadaşa yine bir Alman asker kendi canını tehlikeye atma pahasına yardım ediyor, Nadya yine de ölüyor ama şehir özgürlüğüne kavuştuğunda Oleg o Alman askeri hatırlıyor. Sadece bu. Düşmanımız gerçekten düşmanımız mıdır? Bir savaşın insana yapabilecekleri ve insanın düşmana karşı değil kıyıma karşı duruşu.

Her savaş birilerinin savaşıdır. Düşman belirlenir ve vurulur. Ama mercek daha büyüdüğünde savaşın içindeki savaş görülür ve orada insanoğlu için utanç vardır. Yaşadığımız yerde verilen ve verilmekte olan savaşları düşünüyorum, bu savaşların kurbanlarının hayatlarını ve o hayatların içindeki minik şeyler için verilen savaşları düşünüyorum ve yazarın utancını paylaşıyorum. Bu öyküdeki gizli kahraman sınırdaki Alman askeri. Her savaşın gizli küçük kahramanları vardır. Ne var ki çoğu zaman tarih onları yazmaz. Ülkelerin tarihleri o ülkelerin ardındaki ülküleri yüceltecek şekilde tasarlanır ve o tasarının kahramanları dışında kalan gerçek kahramanlar satır aralarından düşer. Nadya ve Oleg’e yardım eden Alman askeri sadece savaşın ardındaki sebebi aklından çıkarabilmiş ve başka bir sebep bulabilmiş olduğu için bu kitabın gizli kahramanı. Onu okurken insanlığın ayaklar altına düştüğü bütün anları ve o anlarda vicdanlarıyla hareket edebilmiş olan sessiz kahramanları anıyorum. 20. yüzyıl tarihi onları unutmak üzerine inşa edilmiş. Jaap Ter Haar bana bunları düşündürüyor.



Yorum Yapın