Canavar Hikayeleri

Canavar Hikayeleri

 

SIRADIŞI HİKAYELER

TADIMLIK

Kuzey Amerika’dan bir canavar hikayesi:

KORKUNÇ ÇENU

Barefoot Yayınları için yeniden anlatan: Fran Parnel

Çizen: Sophie Fatus

Bu hikayeyi sizin için özetledim:

Çok çok eskiden serin bir sonbahar günü bir karı koca kendi kabilelerini bırakıp Kuzeybatıya, avlanmaya gittiler. Çam ormanının içinde güzel bir açıklık bulunca hemen oracıkta çadırlarını kurup kışa hazırlandılar. Her gün adam avlanmaya gitti, kadın adamın getirdiği etleri asıp kuruttu ki kış boyunca onlara bol bol yetsin. Uzunca bir süre herşey iyi gitti. Adamın avı rast gitti, havalar güzel gitti, gönülleri ferah kaldı.

Fakat bir serin sonbahar günü adam avdayken kadın odun toplamaya gitmişti ki ansızın buz gibi bir rüzgarın ıslığıyla irkildi ve biraz ilerideki çalılara doğru döndüğünde korkunç Çenu ile göz göze geldi. Bu feci bir şeydi. Çenu çok korkunçtu. Gözleri aç kurtunkiler gibiydi ve dişleri ayınınkiler kadar sivriydi. Dünya kadar yaşlıydı ve göğsünde ağır ağır çarpan yorgun ve acımasız, buzdan daha soğuk bir yürek vardı. Çenu uzak Kuzey ülkelerinden gelmişti ve soğuk rüzgarlar üzerinde yolculuk yapmıştı, uzun yol onu kurtlar gibi acıktırmıştı.

Kadın korkuyla titredi. Fakat bir tilki kadar zekiydi ve günün sonunda Çenu’un öğünü olmaya hiç niyeti yoktu. Hızlıca bir plan yaptı, sonra aniden ellerindeki odunları yere fırlattı ve neşeyle Çenu’nun boynuna atladı. ‘Baba!’, diye bağırdı. ‘Ne kadar büyük bir sürpriz! Ne iyi gözüküyorsunuz. Bu kadar yolu bizi ziyaret etmek için gelmeniz ne büyük incelik!’

Sonra bu vahşi yaratığı koluyla iterek baştan aşağıya süzdü: ‘Fakat kıyafetlerinize ne oldu babacığım? Eminim çok üşümüşsünüzdür! Hemen çadıra girin ve ısının biraz’, ve böylece çene çalarak ihtiyar canavarı elinden tutup çadıra sürükledi.

Çenu çok şaşırmıştı. Daha önce bir çok insan yemişti ve yediği insanlar genellikle çığlık atarlardı veya kaçmaya çalışırlardı, hatta o onları miğdeye indirmeden önce bayılırlardı. Şimdi Çenu o kadar şaşırmıştı ki bu kadını yemeyi bile unutmuştu; o kadar şaşırmıştı ki tek kelime etmeden tıpış tıpış çadıra girmişti. O kadar dili tutulmuştu ki kadının onu geyik derisinden bir giysinin içine sokmasına ve ayağına sıcak deri çarıklar giydirmesine izin vermişti. Şimdi kundaktaki bir bebek kadar rahatlamıştı.

‘Hah şöyle babacığım, böylesi daha iyi değil mi?’, dedi kadın neşeyle. ‘Şimdi parlak bir ateşle kemikleriniz hemencecik ısınır, ben gidip biraz daha odun getireyim’.

Kadın çadırdan çıktığında dizleri yine titremeye başladı. Çünkü korkunç Çenu elinde bir baltayla çadırın dışına çıkıyordu. ‘Ulu Tanrım’, dedi kadın, ‘Şimdi beni doğrayacak’. Fakat Çenu onun yerine koca koca ağaçları kesmeye başladı ve kesti, kesti… Kısa sürede neredeyse ormanın yarısını kesmişti ki kadın: ‘Babacığım bu kadar odun yeter!’, diye bağırdı.

Bunun üzerine Çenu hiç ses etmeden kestiği ağaçları çadırın arkasına dizdi. Tam o sırada kadın kocasının çok şaşırmış bir halde yaklaştığını gördü. Canavar onu görmeden hızlıca olan biteni ona anlattı, ve böylece kocası Çenu’ya yaklaşıp ‘Babacığım, buraya kadar bizi ziyarete mi geldiniz? Bugün bol bol avlandım. Biz size harika bir yemek hazırlarken siz de bize evden haberler verin’, dedi.

Çenu yemek boyunca suskundu. Karı koca hala canavardan korktukları halde iştahla yediler ve kabileleri hakkında hoşbeş ettiler. Komşuları hakkında dedikodu ettiler, ailelerini ve dostlarını andılar, onlar için güvenlik ve huzur dilediler.

Karı koca canavara ren geyiği eti, kurutulmuş bal kabağı ve sıcak mısır kahvesi sundu ama Çenu bunları yemedi. Onun yerine onların sohbetlerini dikkatle dinledi ve zamanla canavarın suratına huzurlu bir ifade geldi. Şimdiye kadar hiç ailesi veya arkadaşları olmamıştı. Kuzeydeki evinde Çenu’lar karşılaştıklarında birbirlerine saldırırlardı. Kafaları bulutlara değinceye kadar kızgın çığlıklarla savaşırlardı. Günlerce gecelerce savaşır, onların savaş naraları yüzünden gökyüzünde şimşekler çakar, yeryüzü titrerdi. Çenu’ların savaş sesleri o kadar korkunçtu ki 1000 km öteden duyulur ve onları dinleyen Güneydeki insanların gece uykuları kaçar, korkudan dişleri birbirine vururdu. Kazanan Çenu savaşacak bir başka canavar bulmak üzere rüzgara biner oradan uzaklaşırdı.

Fakat bu Çenu karı kocayı dinledikçe garip bir değişime uğradı. Kalbi iyilikle doldu ve onların kendisine gösterdiği cömertlik onu alt etti. Özellikle ona güzel sözler söylediklerinde ve ona ‘baba’, dediklerinde kalbi sevinçle eridi. Hunhar düşünceleri yok oldu. Bu insanları yemek istemiyordu artık. Hatta ölene kadar onlarla kalmak istiyordu.

Ve aynen öyle yaptı. Canavar karı koca ile yaşamaya başladı. Karı koca önce çok şaşırdılar fakat sonra korkuları bitti ve onun ne kadar iyi ve yardımsever olduğunu gördüler. Kış boyunca Çenu adam için sabırla oklar yonttu ve kadının elbiseleri kirpi oklarıyla süslemesine yardım etti. Uzun kış gecelerinde karı koca ateşin önünde ısınmaya çalışırken onlara büyülü hikayeler anlattı ve zaman içinde onların hayatlarının vaz geçilmez bir parçası haline geldi.

İlkbahar kapıyı yeniden çaldığında, çamların üzerindeki karlar eridi ve nehir çağladı. Kadın ve adam köylerine geri dönmeye hazırlandılar. Çenu da onlarla birlikte gitti. Büyük adımlarla ve sırtında çadırla onlara eşlik ediyordu. Fakat Güneye yaklaştıkça adımları küçülmeye başladı ve giderek güçten düştü. Kuzeyin soğuk karı onu etkilemiyordu ama Güneyin ılık rüzgarları bütün gücünü yiyip bitiriyordu. Kadın ve adam ona geri dönmesi için yalvardılar. Fakat Çenu artık evine dönemeyecek kadar değişmişti. Ayrıca ölene kadar onlarla kalmaya yemin etmişti. O yüzden kendini zorladı. Kabilelerine ulaştıklarında artık Çenu’yu karı koca birlikte taşıyorlardı çünkü yüreyemeyecek kadar bitaptı.

Kabilelerine ulaştıklarında herkes canavarın etrafını sardı, yüzünde öyle sakin bir ifade vardı ki ondan korkmadılar. Herkes ona yardım etmek için elinden geleni yaptı fakat yaşlı ve yorgundu ve ılık Güney rüzgarları onu perişan ediyordu.

 

En sonunda buzdan kalbi tamamen eridi ve Çenu öldü. Fakat öldüğünde dünyadaki en mutlu Çenu oydu çünkü başka hiçbir Çenu’nun bulamadığı bir şeyi bulmuştu: gerçek dostluğu… Kadın ve adam onu çok özlediler ve hiç unutmadılar. Bir soğuk sonbahar günü yaşlı, şaşkın Çenu’nun nasıl iki evlat edindiğini hatırladıkça güldüler.



Yorum Yapın